LİBERAL BARIŞ

Burak Bilgehan Özpek Hocamız’ın kitap hakkındaki kısa yorumu aslında tüm konuyu özetler nitelikte. Çünkü asıl problemin liberalizmin kendisinde değil; insanların, daha doğrusu yönetimlerin liberalizmi uygulama yöntemlerinde olduğunu çok güzel ifade etmiş:

“Bu araştırma mülkiyet hakkı ve bu haktan doğan diğer hakların, kâğıt üzerinde demokratik gibi görünen ülkelerde tehdit altında olduğunu bulmuştur. Bu yüzden dış politika alanında, liberal kuramın öngördüğü şekilde hareket etmezler. Bir seçim sistemi vardır ancak hep aynı partiler kazanır. Bir piyasa ekonomisi vardır ancak hep aynı insanların refahı artar. Bireysel özgürlüklerin anayasal garantisi vardır ancak insanlar hep hükümet lehine düşüncelerini ifade etmek için bunu kullanırlar. Bunun sebebi ise mülkiyet güvencesinin düşük olması ve devletin ekonomik hayat üzerindeki gölgesidir. Dolayısıyla iflas eden paradigma liberalizm değil mülkiyet hakkına odaklanmadan sadece kurumların varlığına veya yokluğuna odaklanan yöntemsel yaklaşımdır.”

Ele aldığımız kitap aslında yazarı Burak Durgut’un yüksek lisans tezinin genel okuyucu için üzerinde bir takım değişiklikler yaparak düzenlenmiş hali.

Demokrasi kavramını irdeleyerek başlıyoruz. Herhangi bir siyasal tartışmayı adına övgüler yağdırmadan yürütemediğimiz, hiçbir entelektüelin onu savunmadan görüş bildiremediği demokrasiyi. Teknolojik ve ekonomik gelişme gibi kavramları bile gölgesinde bırakan, bunları “O” olmadan varlığı düşünülemeyen kavramlar haline getiren demokrasi.

Demokrasi kavramından bahsederken en çok Yunan ve Roma örneklerini duymuş olmamıza rağmen bugünkü manada demokrasilere en yakın demokrasi örnekleri aslında Vikingler tarafından yaratılmıştır. Günümüz demokrasilerine benzer meclisleri ve seçim sistemleri vardı. Bir başka demokrasi örneği olan Hollanda’da ise, finans sektörünün gelişmesi ve büyük sermaye birikimi elde edebilen tüccarların ortaya çıkması ile beraber, bu sınıf ciddi bir ekonomik kaynağın sahibi haline gelmişti. Yöneticilerin ihtiyaç duydukları kaynakları ellerinde tutan bu sınıfın vergi vermesini sağlamak için rızalarını almak gerekliydi. Yöneticiler bu kaynakların sahiplerini çeşitli meclislerde toplamak suretiyle toplantılar düzenliyor ve rızalarını almaya çalışıyorlardı. Bu durum zamanla gelenekler oluşturarak Hollanda’da demokrasinin gelişmesine ön ayak olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir