KİM BU GİZLİ TANIK?

Ceza takibat kurumlarının memurları veya onlardan görev alan kişiler adlî işlemler olarak aldatma veya başka ahlaka aykırı usuller kullandığı hallerde veya bunu yapmayarak sadece böyle bir görüntünün nedeni olduğu hallerde, böyle bir davranış dürüst değildir ve ceza adliyesinin itibarı ile bağdaşmaz.

Bu ifade Federal Alman İmparatorluğu Yüksek Mahkesi’nce, görünüşte kürtaj yaptırmak isteyen bir kadın gibi davranan polis memuruna (gizli soruşturmacı) ithafen kullanılmıştır.

Biz bu yazıda son günlerde Rahip Brunson davası ile gündemimize tekrar giren gizli tanıklık müessesesini ele alıp, konunun Türk Hukuku’ndaki düzenleniş şekline göz atacağız. Son olarak da AİHM’in kararları ışığında konuya yaklaşımını inceleyeceğiz.

Tanıklık, bir kimsenin geçmişte yaşanan bir olayla ilgili beş duyusuyla elde ettiği bilgi ve görgüyü “mahkeme huzurunda” anlatmasıdır. Gizli tanık ise, suç konusu olay hakkında görgü ve bilgisine başvurulan, ancak güvenliği nedeniyle kimliği saklı tutulan kimsedir. Gizli tanıklık kurumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir. 2008 yılında yürürlüğe giren 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’yla da korunmaya ilişkin usul ve tedbirler belirlenmiştir.

Gizli tanık ile hakkında koruma kararı verilen tanık birbiriyle karıştırılmamalıdır. Gizli tanık, yalnızca bir suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen suçlarda kullanılan delil türüdür. Korunan tanık ise, gizli olsun olmasın, beyanı nedeniyle ağır ve ciddi tehlike altında bulunup, bu nedenle hakkında koruma tedbiri uygulanan kimsedir. Bu kimse, dinlenilen tanık olabileceği gibi, onun yakınları ya da suçun mağduru da olabilir.1

AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” kapsamına sokulan “yüz yüzelik ilkesi”  gereği bir suç ile itham edilen herkes, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek hakkına sahiptir. İlk bakışta gizli tanıklık müessesesi bu ilke ile ters düşmekte gibi görünse de, hukuk devleti ilkesi gereği yargı erki, suçların aydınlatılması ve adaletin yerine getirilmesi ile sorumludur. Pek tabi bunu yaparken, maddi gerçeğe ulaşma ve delillerin elde edilmesi aşamasında her yol mübahtır mantığı ile hareket etmek, başta yargı erkine bu sorumluluğu yükleyen hukuk devleti ilkesi ile çelişmektedir. Tam da bu noktada dengeyi sağlayabilmek için kanunlarımız gizli tanık kurumuna ciddi kısıtlamalar getirmekte, bu uygulamaya yalnızca belli şartlar altında izin vermektedir.

Ceza yargılamasında gizli tanık beyanlarına başvurulabilmesi için;

1. Bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş eylem olması
2. Ağır tehlike bulunması gerekmektedir.

Burada TCK m. 220’de belirtilen anlamda (çıkar amaçlı veya terör amaçlı) bir suç örgütü varsa ve bu örgütün faaliyeti kapsamında bir suç işlenmişse, bu kovuşturmada gizli tanık beyanlarından yararlanılabilecektir. Tehlike ve niteliği, tanığın algılamasına göre değil, her olayda, yetkili makamca yapılan değerlendirmeye göre belirlenir. Tanığın kişisel, soyut, tahmini, kuruntu sayılabilecek algılamalarından çok, somut verilere bakılmalıdır. AİHM, genel bir korkudan ötürü tanığın gizli dinlenilmesini kabul etmemektedir.2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir