John Stuart Mill’in Eşitliğe Olan İnancı

Daha çok faydacılık üzerine düşünceleri ve yazıları ile tanınan John Stuart Mill, aslında günümüz anlamında cinsiyetler arası eşitliğin de ilk savunucularındandı. Daha 160 yıl önce Mill, kadınların sosyal ve ekonomik alanlarda erkekler ile eşit duruma getirilmesinin iki önemli sonucu olacağından bahsetmiştir. Bu sonuçlardan birincisi kadının pek çok farklı alana dahil olabilmesi ile toplumun da ilerleme göstereceğidir. İkincisi ise kadınlara kendi beden ve hayatları üzerinde bir otonomi verildiğinde kadınların da faydacılığın en önemli hedeflerinden olan “mutluluk” kavramına ulaşacağıdır.

1806 senesinde Londra’da dünyaya gelen Mill, küçük yaştan itibaren çok zorlu ve ileri seviyede bir eğitime tabi tutulmuştur. Bu da daha çok erken yaşlarda felsefe, iktisat ve toplumsal konular üzerine yazılar yazmasına vesile olmuştur. Ekonomi ve ekonomi politikaları hakkındaki düşünceleri zaman içinde değişiklik gösterse de felsefe alanında faydacılık görüşü yaşamı boyunca sabit kalmıştır. Ancak biz bu yazımızda onun öne çıktığı ve temsilcisi olduğu faydacılık teorisinden, sosyal ıslahat programından ya da onun iktisadi görüşlerinden bahsetmeyeceğiz. Mill’in yaşadığı dönem göz önüne alındığında son derece cesur ve dönemin yüzyıl ötesindeki fikirlerinden bahsedeceğiz. Yani onun kadın ve erkeğin eşitliğine olan inancından. 1861 yılında Harriet Taylor Mill ile birlikte yazdığı “Kadınların Köleleştirilmesi (The Subjection of Women)” eserinde tamamen bu konuyu ele alıyor. Ne yazık ki eserin yayınlandığı dönemde Harriet Taylor Mill’in eserin yazarlarından biri olarak geçmesi hem hiç ciddiye alınmadı hem de kabul görmedi. Bugün bile eseri ele alan kişilerin çoğu H.T. Mill’in esere katkılarından ya da onun da eserin sahibi olduğundan bahsetmemeyi tercih ediyor.

Mill’in yaşadığı dönemde, 19. Yüzyılda, kadınlar hem hukuken hem de gelenekler tarafından erkeklere bağımlı bireyler ve ikinci sınıf vatandaşlar olarak kabul ediliyordu. Toplumun kadınlardan beklediği 3 şey vardı: evlenmeleri, çocuk sahibi olmaları ve kendilerini ailelerine adamaları. Kadınların resmi eğitim almaları, taşınmaz sahibi olmaları, oy kullanmaları, mahkemede jüri olarak görev almaları, eşleri tarafından şiddet görüyor olsalar dahi boşanma talep etmeleri ya da yalnız başlarına seyahat etmeleri çoğunlukla yasaktı.

Mill, erkeklerin kadınlarda yok saymayı yeğledikleri yetenek ve kapasiteleri kabul ediyordu. O her zaman kadınların erkeklerle eşit konuma geleceğine inandı, hem de bu düşüncenin onun hayatta olduğu yıllarda absürt sayılmasına rağmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir