HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER

Katılmak istemiyor olabilirsiniz, vatan hainliğiyle suçlamaya çoktan başlamış olabilirsiniz. Üzgünüz ancak bunlar evrenin gerçekleri. Avrupa’ya, Kuzey Amerika’ya aşılanan islamofobiyi düşünün. Aslında Orta Doğu’daki karışıklıkları yaratan, ardından  fırsata çeviren emperyalist güçlerin, bu coğrafyadaki kaynakları insanları öldürme pahasına sömürürken yaptığı zulmü kendi halkına meşru göstermekten başka hiçbir amaca hizmet etmiyor. Vatan sevgisi ve milliyetçilik de aynı şekilde, otoriteler tarafından yıllar boyunca dayatılmış önyargılardan öte birer olgu değiller. Sadece insanları ötekileştirmeye, yabancılaştırmaya yaramaktalar. Böylece vatanperverlikle yanıp tutuşan Amerikan askeri Irak’ta ya da Suriye’de gözünü kırpmadan masum insanları öldürebilir. Ya da kapitalist düzenin yarattığı fırsat eşitsizliği yüzünden karın tokluğuna çalışmayı göze alan Suriyeli mültecilere kötü gözle bakan Türkler, ırkçı söylemlerle sitem ederek ve birbirlerini onaylayarak asıl sorunu görmezden gelebilir. Bu konular hassas konularınız olabilir ve her ne kadar en az Güneş’in doğudan doğduğu kadar gerçek olsa da inanmayı reddediyor olabilirsiniz. O zaman daha gündelik örnekler verelim. “Moda” bir burjuva önyargıdır. Sürekli değişir, sürekli tüketmeye teşvik eder. Kapitalist düzen ancak biz tükettikçe ve daha da tükettikçe var olabilir. Kadınların pantolonlarına cep yapılmaz; yanına çanta almak zorunda kalsınlar diye. Marka giymek sosyal statünüzü belirler. İçtiğiniz kahvedeki az yağlı soya sütü, önceki modelinden neredeyse hiç farkı olmayan son model akıllı telefonunuz kimliğinizi oluşturur. İşte burjuva önyargı tam olarak bu bilinçtir. Materyal düzlemde gerçek bir çıkarımızın olmadığı popüler kültür adetleri için yaşamak ve farkında bile olmadan sisteme hizmet etmek sizi koyundan pek de farklı yapmıyor olabilir mi? Daha vahimi sizi bu suça ortak ediyor olabilir mi? Düşünün deriz…

Kapitalizm sorununu anladık. Peki bunun kökten ve kalıcı bir çözümü yok mu? Elbette var. “Kapitalizm sorunu”nun ortadan kaldırılması için ortaya atılan ideoloji: “komünizm”, Mülksüzler kitabının diğer eleştiri konusudur. Alman devrimci filozof Karl Marx komünizmin kuramsal kurucusudur. Ülkemizde Marx okuyanların, destekleyenlerin ağır suçlamalara hatta yer yer fiziksel şiddete maruz kaldığını göz önünde bulundurursak çoğunuzun kulaktan duymadan öte bilgisi olmayan bir konu olduğu kanısındayız. Komünizme karşı artık kabak tadı vermiş klasik eleştiriler: Komünizm teoride çok iyi, pratikte kötü. Komünizm ulaşılamaz bir ütopyadır. İyi de şimdi herkes aynı parayı mı kazanacak? Komünist sistem bu kadar iyiyse Sovyetler Birliği neden çöktü? ayarında eleştiriler olmakla birlikte “Tanrı yoksa insansız uçakları kim uçuruyor?” sorusuyla aynı mantığın ürünüdür. Burada cevaplamaya layık birkaç eleştiriye yer verecek olursak komünizmin bize yaşatacağı refah ve özgürlüklerin korunması adına daha totaliter bir devlet otoritesini beraberinde getirip getirmeyeceğiyle başlamak gerekir. Devrim Türkiye’de sanılanın aksine bir darbe değildir, kapitalist sistemde uyuyup komünist sistemde uyanmazsınız. Devrim bir süreçtir. Yukarıda anlattığımız bütün burjuva önyargılar, beraberinde bütün burjuva mülkiyet ilişkileri tamamen ortadan kalkana kadar devam edecektir. Bu süreçte denetleme yapacak kurumun totaliter olacağı düşüncesi sadece topluma olan güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Toplumun aç kalma korkusu olmadan çalışmayacağını düşünen kapitalist mantık, aynı güvensizlikle tamamen pozitif toplumsal ilişkiler üzerine kurulu bir ideolojiyi lekelemeye çalışmaktadır.

HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir