HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER

İçerik Dr. Öğr. Üyesi Berke Özenç’in 21.11.2018 tarihli dersi
çerçevesinde hazırlanmıştır.

Herkes düşünür. Düşünmeden bir adım dahi atamayız. Ve herkes hayal kurar. Bir sonraki adımı nereye atacağımızı seçemediğimizi anlamak bizi hayal kurmaya iter. Hayal kurmak bize umut verir. Ancak bizi sınırlayan toplumsal dogmaların dışına çıkmak aklımıza geldiğinde, hayal kurmak alelade bir iş olmaktan çıkıp kurtuluş yolumuzu çizer. Kaynakların sınırsız, insanların dertsiz, hayatın aksak ritimsiz olduğu dünyalar hayal ederken mevcut hayattaki sorunlar görmezden gelinemeyecek kadar belirginleşir.

“Gerçekleşmesi olanaksız, çarpıcı, ilginç tasarı ya da düşünce.”

Aslında ütopya kelimesinin sözlük tanımı dahi tek başına yeterli anlam ifade ediyor. Açgözlülüğün suç olmadığı, bizzat teşvik edildiği hayaller dünyasında daha iyiye ulaşmak için çabalamanın bir ürünü diyebiliriz ütopyalar için. Platon’un Devlet’inde, Thomas More’un Ütopya’sında kişisel ütopyaları gözlemlemek mümkün. Yazıldıkları dönemler için mükemmel bir toplum vaat ediyormuş gibi gözükebilirler. Fakat bu ütopyaların zaman içinde totaliter distopyalara dönüşebiliyor olması hayli ilginç.

Dr. Berke Özenç hocamız, geçtiğimiz günlerde Hukuk ve Edebiyat Seminerleri adı altında Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler (The Dispossessed) adlı eseri üzerine düşüncelerini Türk-Alman Üniversitesi öğrencilerine aktardı. Katılanlar hak verecektir, oldukça bilgilendirici ve keyifli bir seminer oldu. Bu yazıda çıkış noktalarını Berke Özenç’in aktardığı konularda kendi perspektifimizi sunmak istedik. Umarız beğenirsiniz.

Bu girişten sonra ütopyaların zamanla dönüştüğünü söylediğimiz distopyalara değinmek gerekir. Bu dönüşümün sebebi esasında toplumun statik olmayışından yani zaman içinde insan aklıyla birlikte toplumsal değerlerin de değişim göstermesinden başka bir şey değil. 20. Yüzyılda 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz gibi popüler örnekleriyle karşılaştığımız distopik kurgu romanlar, Berke Hocanın tabiriyle “eşitsizlik, adaletsizlik ve sömürüyü açıkça gözler önüne sermesi” bakımından önem arz ediyor. Bu romanlar genel olarak teknolojik gelişmeler sonucunda devlet otoritesinin toplum üzerinde daha geniş ve baskıcı bir hakimiyet kurması üzerinden şekilleniyor. İlginçtir ki; yıllar önce yazılmalarına karşın kapitalist düzendeki bu amaçsız ilerleme saplantısı düzleminde günümüzle paralelliklerini koruyorlar. Berke Hoca, bilim ışığında “ilerici” bir ideale ulaşmaya çalışırken bunun amacından sapmasına en çarpıcı örnek olarak 2. Dünya Savaşı’nda üstün ırka ulaşma ideali uğruna katledilen Yahudileri gösteriyor. Daha anlaşılır olması için bir genelleme yapmak gerekirse; mükemmelliği hedefleyen siyasi iktidarlar, daha geniş kontrol mekanizmaları geliştirir. Bu kontrolü kısa vadede iktidarı elinde tutmak, uzun vadede ise insanları daha çok sömürebilmek, devlet denetimini ortadan kaldırabilmek adına kullanırlar diyebiliriz. Bunlar sadece distopik romanlarda anlatılan bilim kurgular gibi gözükse de büyük ölçüde gerçeği yansıtıyor. 

HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir