Dostoyevski ile Suç ve Ceza’ya Dair II

Edebiyatın var olduğu günden beri ilgi alanlarının başında adalet ve hukuk gelmiştir. Doğu edebiyatını incelediğimiz zaman, bütün Doğu edebiyatının merkezinde adalet anlayışı ve önceliği yer alır (Binbir Gece Masalları vb.)

.Bunun dışında Batı edebiyatına da baktığımız zaman bu konu Sefiller, Dava, Yabancı gibi pek çok kült eserde sık sık işlenmiş ve üstüne kafa yorulmuştur. Batı edebiyatındaki bu eserlerin yanında “Suç ve Ceza” edebiyat-hukuk ilişkisinin dönüm noktasıdır. Ağırlıklı olarak bireyin topluma yabancılaşması, toplum eleştirisi, yalnızlık ve başkaldırının işlendiği bu roman, edebiyat-hukuk ilişkisi açısından diğer eserlere nazaran daha büyük bir önem arz eder.

Ağır bir toplum eleştirisi olan eserde bireyin yaşama imkanlarını gözetmeyen bozuk düzenin ve toplumsal dayatmaların, kişiyi nasıl girdaba sürüklediğini ve onu nasıl ezdiğini anlatır. Bireyin hastalıklı olan bu halinin temelinde toplum yatmaktadır.

Çarpık düzen içerisinde birey yapayalnızdır. Kahraman, iki cinayetle toplumdan kopar ve kendi dünyasına çekilişi başlar. Toplumsal yapı, gelecek vaat eden nitelikli insanı toplum düşmanı kötü insanlara karşı koruyamaz ve hatta onları ezdirir. Her açıdan toplumu sömüren, kanını emen kötü insanlara karşı “düzen” hiçbir şey yapamamaktadır. Üstelik bu kişilerin ceza alacak olması toplum yararına olmasına rağmen bu durum söz konusudur. İşte tam da bu sorunun baş gösterdiği sırada Dostoyevski, Raskolnikov’a tefeciyi öldürtür. Bu sahnede akıllarda hemen iki soru oluşur: Burada suçu işleyen nitelikli insan cezalandırılacak mıdır? Yapılan bu eylem toplum yararına mıdır, değil midir? İşte Dostoyevski bu can alıcı sorular etrafında romanını oluşturur.

Romanın bu seyri almasıyla birlikte yazarımız pek çok sorunun peşine düşer: Adalet başlı başına somut kanunların uygulanması mıdır? Kanunları uygulamak adaleti sağlamak için her zaman yeterli midir? Birey haklı bile olsa, kan dökme hakkını kendinde bulabilir mi?

Eserde ana tema suçun birey üzerindeki psikolojik etkisi ve yarattığı sonuçlardır. Raskolnikov sıradan bir suçlu değildir. Suç üstüne çeşitli yazılar yazmış ve konu üzerine düşünmüş olması, onu bir deney insanı durumuna düşürür. Suçun psikolojik yönü ve değerlendirilmesi, suç psikolojisiyle roman zamanla hukuk manifestosuna dönüşür.

İlgi çeken diğer bir kısımsa, eserde katil masum; maktul ise kan emici rolündedir. Kahraman yolun sonunda teslim olarak iyi bir birey olmanın şartını yerine getirmiştir. Sonuçta suç ve cezanın kanun maddeleriyle sınırlı olmadığı, insani boyutu da işlenerek yasaların da adaletsiz olabileceği gözler önüne serilir.

Dostoyevski cezai şarttan daha ağır bir ceza olan “vicdan azabı”nı gündeme getirir. Cinayeti işleyen Raskolnikov, kendi içindeki çekişmelerden ve vicdan azabından kurtulamaz. Yani vicdanı, onu ayrı bir cezayla karşı karşıya bırakmıştır.

“Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için her zaman zorunludur. Büyük insanlar büyük acılar çekmek zorundadırlar. Suçun cezasını vermek, her zaman adaleti gerçekleştirmez, insanın içinde kuralları da aşan ayrı bir mahkeme vardır!”


Kaynakça: Arka kapak Dostoyevski Özel Sayısı

Yazar: Honeste Vive

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir