Dostoyevski ile Suç ve Ceza’ya Dair I

Dostoyevski deyince okumuş olalım olmayalım hepimizin muhakkak bir fikri vardır. Rus edebiyatının Tolstoy ile beraber büyük ismi deriz onun için, Suç ve Ceza’sından bahsederiz biraz, işi magazinsel boyuta taşıyıp çok kumarbazmış, ayrıca faşist düşünceleri de varmış diyenlerimiz çıkar elbet.

Velhasıl hakkında söyleyecek bir şeyleri olanlar illaki vardır. Biz de haddimize olmayarak böyle bir işe giriştik. Dostoyevski ve onun Suç ve Ceza’sı hakkında biraz kalem oynatalım dedik. Hatta biraz da haddimizi aşıp, konuyu taaa en başından, evet evet Çar Petro’dan almaya çalıştık.

Dedik ya haddimize olmadan giriştik böyle bir işe. Velhasıl Çar Petro döneminden başlayarak Rus edebiyatının gelişiminden, Dostoyevski’den ve onun Suç ve Ceza’sından bahsettik. Unutmadan söyleyelim, sürç-i lisan eylediysek şimdiden affola.

125 milyonunun 100 milyonunu köylülerin oluşturduğu Rusya’nın başında bulunan Çar Petro (yaptığı birçok değişiklik ve uyguladığı şiddetten dolayı kendisine Deli Petro denilmiştir) 18. yüzyılın hemen başlarında Rus Bilimler Akademisi’ni kurmuş, çeviri çalışmaları başlatmış ve gazetelerin çıkması için adeta önayak olmuştu. Bunları yaparken aslında tek bir amacı vardı: Rusya’ya tarihin içinde yeni bir yol açtırmak ve ben de varım dedirtmek.

İşin aslına bakılırsa Petro’nun başlattığı bu çabalar bir asır devam edecek ve sonunda tarih sahnesine belki de dünyanın en büyük edebiyatçılarını müjdeleyecekti: Gogol, Turgenyev, Puşkin, Tolstoy…

ve evet, bu listede ismi eksik olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski.

1844’te yayınlamış olduğu Balzac’ın Eugénie Grandet eserinin çevirisiyle kendisini edebiyata attı. Bu dönemde subaylığı kesin bir şekilde bırakarak askeriyeyle ilişkisini koparmış ve artık edebiyat dünyasında yazdığı bir eserle dengeleri yerinden sarsacak olan kişiliğinin tohumlarını atmaya başlamıştı. Doğumu Kasım 1821. Adı F. M. Dostoyevski. Moskova. Rusya.

Rusya’da meydana gelen aydınlanmanın zirve noktası, geçirdiği buhranlarla kaderi tıpkı Rusya’ya benzeyen Dosto, 1846 yılında İnsancıklar’ı yayınladı ve büyük ses getirdi. Ancak bu çıkış çok uzun sürmedi ve bundan sonra yazdığı ve yayınladığı bazı eserleri büyük eleştiriler aldı.

***

Çok çalışmaktan dolayı sağlığı bozuldu ve doktorunun tavsiyesiyle bir Avrupa gezisine çıkmaya karar vererek adeta Avrupa’yı yerinde inceleme fırsatı buldu. Gittiği bu gezintisinde zaten sevmediği Avrupa’nın iyice karşıtı oldu. 1863 yılında yayınladığı Yaz İzlenimleri eseri bu gezisi hakkındaki fikirlerini barındırır. Bu eserde okurlarını en baştan nesnel bir rapor beklememeleri konusunda uyardı. Kutsal mucizeler vatanı Avrupa’ya kalbi küt küt atarak gitti, ancak orada karşılaştığı şeyler onu korkunç bir ürperti altında bıraktı. Bu eserindeki asıl amacı Avrupa’nın ruhsuz ve kalpsiz bir materyalizme dayandığı fikrini anlatmak ve böyle bir şeyin Rus maneviyatına aykırı olduğunu göstermektir. Batı Medeniyeti’yle ilgili olarak savunduğu ‘yoksulluk ve sefaletin yanı sıra maddi bolluk da insanlığın sonunu kolayca getirir’ fikri onun için bu gezi sırasında şekillendi ve bundan sonra da zaten sevmediği Avrupa medeniyeti ile bir daha barışmadı.

***

Yavaş yavaş deliliğe doğru gidiyordu. Büyük romanları vardı, tek bir eseriyle (Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler vb.) edebiyat dünyasını yerinden sarsıyordu ama yoksulluk, kumar ve hastalık peşini bırakmıyordu. O dönemin Rusya’sı da aynı bu şekildeydi. Ülkesiyle aynı kaderi paylaştı.

1866 yılında artık ulaşılmaz bir noktada olan eseri Suç ve Ceza yayınlandı. Bu eserinde cezai şarttan daha ağır bir ceza vardır ve bu da “vicdan azabı”dır. Suç ve Ceza bu yönüyle bir roman olmaktan öte tam manasıyla bir hukuk manifestosuna dönüşmüştür. Eserin olay örgüsüne gelecek olursak, Dostoyevski bu eserinde Raskolnikov’un merkezinde suçun işlenmesinde toplumun etkisi ve hakikatte adaletin ne olduğu hakkında derinlemesine bir girdabın içine dalar.

Evet, Dostoyevski erişilmez ve haklı bir şöhrete sahip oldu. Nasıl mı? Çünkü toplumun yaşanmışlıklarını insanlığın tecrübesi olarak gördü ve eserlerini böyle meydana getirdi. Romanlarında tasvir ettiği tipleri asla kendi ideolojisinin bir objesi haline getirmedi.

9 Şubat 1881’de son eseri Karamazov Kardeşler’i yayınladıktan sonra St. Petersburg’da hayata gözlerini yumdu.

18. yüzyıl Rus Aydınlanması’nın kendisinden yedi yıl sonra doğan Tolstoy’la birlikte dünyaya en büyük hediyesi oldu.

Yazar: Honeste Vive


KAYNAKÇA: Arka kapak Dergisi 27. sayı 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir