TARİHSEL BİR KARAR, NPD Yasaklama Süreci

Neden bu kadar önemli bir süreç?
NPD yasaklama süreci tarihsel öneme sahiptir. Siyasi parti kapatma, demokrasiyi parçalayan „en keskin kılıç“ olarak kabul edilir ve bu bağlamda içerik engelleri oldukça yüksektir. En son 1956 yılında KPD (Kommunistische Partei Deutschlands), 1952 yılında „Sosyalist İmparatorluk Partisi“ yasaklanmıştır. 2003 yılındaki ilk NPD yasaklama girişiminin başarısız olma nedeni, parti liderliğinde fazlaca muhbirin (V-Mann) bulunmasıdır. Okumaya devam et “TARİHSEL BİR KARAR, NPD Yasaklama Süreci”

HAYVANLARIN HUKUKİ STATÜSÜ

A. Giriş:
   Modern siyasi ve ekonomik sistemlerin hemen hepsinde, hayvanlar açık açık sahiplerinin onlara yüklediği değerden başkaca bir değeri olmayan varlıklar olarak görülür.1 Bu metalaştırma elbetteki yeni olmayıp temeli uzak geçmişe dayanmaktadır. Örneğin ingilizce cattle (davar, mal) sözcüğü capital (sermaye) sözcüğüyle aynı kökten gelir ve bu iki sözcük pek çok Avrupa dilinde eşanlamlıdır. Dolayısıyla gerçekten de hayvanların eşya hukukuyla yakın bir ilişkisi bulunmaktadır. Belirtilmelidir ki bahsedilen metalaştırmada özellikle devletin hayvanı hukuken konumlandırması büyük önem taşımaktadır. Bu noktada 3 farklı görüş mevcuttur.

B. Hukuki Konumlandırmada Mevcut Görüşler:
1. Hayvanı Eşya Sayan Görüş:
   Mevcut görüşler arasında tarihi en eskiye dayanan, hayvanları bir eşyaymışçasına yorumlayan görüşe göre hayvanların mülkten bir farkı yoktur. Mülkiyet hakları kuramının başlıca mimarı olan John Locke bu durumu açıkça , eserinde2 dile getirmiştir. Çağdaşı çoğu kişi gibi ve dönemi gereği durumu dini bir çerçevede değerlendiren Locke, Tanrı’nın dünya ve kaynaklarını insanlığın tamamı için yarattığını ima eder ve bunun sonucu olarak da mülkiyet tartışmasına girer. İnsanlar dünya üzerinde bulunan kaynaklara ortaklaşa sahiplerse bir ‘’şeye’’3 nasıl sahip olunabilir sorusuyla yola çıkan Locke, bunun yalnızca belirli bir emek sonucu gerçekleşebileceğini söyler. Örneğin kişi, ormandaki ağaca ancak o ağacı kesip odun haline getirerek veya semerelerinden yararlanacaksa bakımını yaparak sahip olabilecektir.
   Bu açıklama hayvanlara uyarlandığında ise kişi, ancak bir hayvanın bakımını yapıp ihtiyaçlarını giderirse o hayvana sahip olabilecektir. Peki bu sahiplik neyi içermektedir? Yani kişi, bakımını yaptığı hayvana her türlü muameleyi yapabilecek midir? Bu durumda ise hayvanı eşya sayan görüşün savunucuları, ahlakı ön plana çıkarmıştır. Yani ahlaki gerekliliklerden ötürü hayvana kötü muamele yapılmamalı ve bunun için de belli düzenlemeler yapılmalıdır. Fakat dikkat edilmesi gerekir ki bu durumda hayvanın korunması -hayvana eziyet edilmemesi- yalnızca bir ahlaki ödev olarak nitelendirilmiş olmakta ve sadece sahip olunan hayvan bakımından yoruma açık hale gelmektedir. Elbette ki yararlanılan hayvan bakımından böyle bir ödeve sahip olmak gayet doğaldır. Fakat bunun sonucunda sahipsiz hayvanların durumu nasıl açıklanacaktır? Bu halde hayvanı eşya sayan görüşün savunucuları sahipsiz hayvanların korunmasını “insancıl çevrecilik” kavramı altına sokmuş ve hayvanları tamamen ikinci plana atmışlardır.4 Bu kavrama göre çevre, insanların ortak malvarlığı olması nedeniyle korunmalı, içerisinde bulunan hayvan ve bitkiler de bu nedenle gözetilmelidir.


1 Hayvan Haklarına Giriş, GARY L. FRACİONE, sayfa 129-130
2 Yönetim Üzerine İkinci İnceleme, JOHN LOCKE
3 Kişilerin üzerinde hakimiyet kurabildiği ekonomik değeri ve maddi varlığı olabilen maddeler.
4 Hayvanın Hukuki Konumu, KOÇHİSARLIOĞLU, SÖĞÜTLÜ ERİŞGİN sayfa 2,3

HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER

İçerik Dr. Öğr. Üyesi Berke Özenç’in 21.11.2018 tarihli dersi
çerçevesinde hazırlanmıştır.

Herkes düşünür. Düşünmeden bir adım dahi atamayız. Ve herkes hayal kurar. Bir sonraki adımı nereye atacağımızı seçemediğimizi anlamak bizi hayal kurmaya iter. Hayal kurmak bize umut verir. Ancak bizi sınırlayan toplumsal dogmaların dışına çıkmak aklımıza geldiğinde, hayal kurmak alelade bir iş olmaktan çıkıp kurtuluş yolumuzu çizer. Kaynakların sınırsız, insanların dertsiz, hayatın aksak ritimsiz olduğu dünyalar hayal ederken mevcut hayattaki sorunlar görmezden gelinemeyecek kadar belirginleşir. Okumaya devam et “HUKUK ve EDEBİYAT: MÜLKSÜZLER”

KİM BU GİZLİ TANIK?

Ceza takibat kurumlarının memurları veya onlardan görev alan kişiler adlî işlemler olarak aldatma veya başka ahlaka aykırı usuller kullandığı hallerde veya bunu yapmayarak sadece böyle bir görüntünün nedeni olduğu hallerde, böyle bir davranış dürüst değildir ve ceza adliyesinin itibarı ile bağdaşmaz.

Bu ifade Federal Alman İmparatorluğu Yüksek Mahkesi’nce, görünüşte kürtaj yaptırmak isteyen bir kadın gibi davranan polis memuruna (gizli soruşturmacı) ithafen kullanılmıştır. Okumaya devam et “KİM BU GİZLİ TANIK?”

FIRSAT: Work Away

Hemen hemen herkes yabancı bir dilde konuşabilmeyi, kendisini farklı bir dilde ifade edebilmeyi arzu ediyor. Bir dili kalıcı olarak öğrenebilmek için o dilde yaşamak gerekiyor, konuşmak zorunda kalmadan ne yazık ki o dile dair korkularımızı ve önyargılarımızı aşamıyoruz. Lakin dil kurslarına harcanacak tonlarca para bu hayalimizi çoğu zaman imkansız kılıyor. Okumaya devam et “FIRSAT: Work Away”

BOŞANMALARDA NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Mef Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Türk Medeni Kanunu Aile Hukuku boşanma davalarında üç farklı nafaka ödeme biçimi öngörmüştür. Bunlardan ilki sadece boşanma davası süresince ödenebilen ve TMK m. 169’da geçen ‘’Tedbir Nafakası’’; diğer ikisi boşanma gerçekleştikten sonra ödenebilen TMK m. 182’de öngörülen ve çocuğun bakımı için gerekli olan ‘’İştirak Nafakası’’ ile TMK m. 175’te öngörülen boşanma yüzünden yoksulluğa düşen tarafa ödenmesi gereken ‘’Yoksulluk Nafakası’’dır. Okumaya devam et “BOŞANMALARDA NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ”

BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ” ile ÖLÜM CEZASINA YENİDEN BAKMAK

Bu yazı, ölüm cezasına ezberlenmiş, içleri boşaltılmış bir takım argümanlarla karşı çıkmak ya da ondan yana olmak için yazılmamıştır. Toplumsal vicdanımızı yaralayan, toplumda infiale yol açan her olaydan sonra halkımızın aklına ilk gelen çözümlerden biri olan ölüm cezası, politikacılar tarafından rahatlıkla propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu tartışmalarda asıl söz söylemesi gereken insanlar yani hukukçular, ikinci plana itilmekte ve siyasetçilere meşruiyet sağlamak adına adeta birer “araç” konumuna düşürülmektedirler. Okumaya devam et “BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ” ile ÖLÜM CEZASINA YENİDEN BAKMAK”

John Stuart Mill’in Eşitliğe Olan İnancı

Daha çok faydacılık üzerine düşünceleri ve yazıları ile tanınan John Stuart Mill, aslında günümüz anlamında cinsiyetler arası eşitliğin de ilk savunucularındandı. Daha 160 yıl önce Mill, kadınların sosyal ve ekonomik alanlarda erkekler ile eşit duruma getirilmesinin iki önemli sonucu olacağından bahsetmiştir. Bu sonuçlardan birincisi kadının pek çok farklı alana dahil olabilmesi ile toplumun da ilerleme göstereceğidir. İkincisi ise kadınlara kendi beden ve hayatları üzerinde bir otonomi verildiğinde kadınların da faydacılığın en önemli hedeflerinden olan “mutluluk” kavramına ulaşacağıdır. Okumaya devam et “John Stuart Mill’in Eşitliğe Olan İnancı”