Bastiat’ın Hukuku

Bu konuyu şu şekilde biraz daha açmak mümkün. Devletlerin ortaya çıkış nedenlerine ve oluşum süreçlerine baktığımızda milat öncesi çağlarda yaşayan insanlar gerek vahşi hayatın getirdiği zorluklar gerekse de coğrafi etkenlerden ötürü zamanla birlikte yaşama ihtiyacı duymuşlar ve bir araya gelerek kabileler oluşturmuşlardır. Bu kabileler zamanla büyüyerek şehir devletlerine dönüşmüştür. Tam da bu noktada günümüzde “kamu hizmeti” olarak adlandırılan ihtiyaçlar ortaya çıkmış, bu ihtiyaçlar önceleri nöbet usulü sırayla giderilirken daha sonra bu işleri devamlı suretle yapacak “birey” gereksinimi hasıl olmuş ve böylece kamu memuru olarak adlandırılan devlet görevlileri ortaya çıkmıştır. Bu memurların bir kısmı savunma, bir kısmı ekonomi, bir kısmı da yönetim alanında görev almışlar. Bu insanlar zamanla yönetici, yani iktidar haline evrilmiştir. Hal böyle iken içinden çıktığı toplumun belli başlı ihtiyaçlarını gidermek için görevlendirilen memurların zamanla güç kazanıp toplumun bir kısmı veya toplumdaki bazı kimselerin bireysellik, hürriyet ve mülkiyetini ihlal etme hakkı, görevi ve yetkisi olduğu düşünülemez. Dolayısıyla ancak bu ilkelere saygı duyan ve sahip çıkan yönetim anlayışı her açıdan adil ve sürdürülebilir olacaktır.

İnsan, ihtiyaçlarını doğaya benzeşim ve uyum süreçleri sonucu edinir. Yani yeteneklerini doğal kaynaklar üzerinde uygular. Bu süreç mülkiyet kavramının ortaya çıkmasını sağlar. Fakat insanın benzeşim ve uyum sürecini başkalarının mülkiyetleri üzerinden gidermesi de gayet mümkündür. Gaspın kaynağı da işte bu şekilde oluşur.

Çalışmanın zahmetli bir süreç olması ve insanın acıdan kaçınma eğilimi sebeplerinden ötürü insanın yönelebileceği en kolay yöntem gasptır. Tarih boyunca ne din ne de gelenek ve ahlak bu eğilime engel olamamıştır. Peki gasp nasıl son bulur ?

Bu sorunun cevabı nettir: Gaspın getirdiği sonuçlar çalışmaktan daha ağır ve tehlikeli olduğu zaman insanlar için çekici olmaktan çıkar. Bu noktada hukukun temel hedefinin, insan içindeki gaspı, çalışmaya yeğleyen eğilimi dizginlemek olduğu söylenebilir.

Lakin hukuk da en nihayetinde insan veya bir sınıfın yapımıdır. Hukuk yaptırımsız ve güç kullanmadan oluşamayacağından, bu yetkiyi kullanma görevi de bu yasaları yapanların ellerinde olacaktır.

Bu olgunun az önce bahsettiğimiz insanın içinde var olan ihtiyaçlarını en az zahmetle giderme eğilimiyle birleşmesi sonucu evrensel hukukun yavaş yavaş yozlaşma sürecine girdiği söylenebilir. Bu saptama bize, adaletsizliği kontrol ediyor olması gereken hukukun, nasıl bizzat adaletsizliğin en önemli silahlarından biri haline gelebileceğini açıklar.

Peki bunun sonucunda ne olur? Bastiat bu durumu şöyle açıklıyor: “Adaletin korunması hukukun doğası gereğidir. Hatta bu sebeple halkın gözünde hukuk ve adalet aynı şeydir. O yüzden hepimizin zihninde yasal olanın aynı zamanda meşru olduğuna dair bir kabul vardır. Buradaki sorun; gaspın, kitlelerin vicdanında yasal olarak meşrulaştırılmasıdır. Köleliğin, ekonomik kısıtlamaların, tekelciliğin yalnızca bundan çıkar sağlayan gruplardan  değil bunların mağduriyetini yaşayan grupların arasından da kendisine taraflar bulabilmesi bu sebeptendir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir