ANADOLU’DA DEMOKRASİNİN TOHUMLARI: CENUB-İ GARB-İ KAFKAS DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ

  Yerel hareketler her ne kadar Milli Mücadele döneminde geliştirilen bağımsızlık tezlerinden daha geri bir konumda kalsa da bu dönemde Kemalist tezlere hammadde sağlayacak birtakım özellikler de geliştirilmiştir. Yerel tezlerin, Kemalist tezler karşısındaki konumunu ortaya koyan Bülent Tanör hocamızın bu konudaki değerlendirmesi yerel tezlerin düşünce yapısını kavrayabilmek için yardımcı olacaktır.

“Yerel hareketlerden çıkan devlet tezlerinin ilk dört özelliği şunlardı:

-Yunan ve Ermeni işgali tehlikeleri karşısında boyun eğmeyi değil, karşı koymayı öngörmek, bunun da silahlı biçimini göze almak;

-Osmanlı tarzı çok uluslu, ulus üstü, ulus öncesi ve kozmopolit bir siyasal birliği değil, ulusal toplum modelini benimsemek;

-İmparatorluğun feodal toprak anlayışını değil, ulusal vatan ya da anavatan fikrini kabul etmek;

-Osmanlı siyasal sistemine ve otoritesine söylem düzeyinde bağlı görünmek, gerçekte ise onu yok saymak.

Bu dört nokta, yerel hareketlerden çıkan devlet tezlerini Osmanlı devleti tezinden uzaklaştıran, buna karşılık ulusal (Kemalist) devlet tezine yaklaştıran ve hatta ona hammadde sağlayan özelliklerdir” 4.

  Bu dönemde Türk vatanının ve ulusunun kurtuluşu için çalışmanın dışında amaçları olan cemiyetler de vardır. Anadolu’nun her köşesinde kurtuluş için toplanan Türk aydınları, Türk subayları veya din adamlarının yanı sıra, yine aynı dönemde bazı Çerkez grupları Yunanistan güdümünde bir özerk Çerkez Kölemen yönetimi kurmak amacıyla ‘Şark-ı Karip Çerkezleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ kurmuşlar, hatta İzmir’de 24 Ekim 1921‘de büyük bir kongre düzenlemişlerdir. Ayrıca Çerkez Teavün Cemiyeti de İstanbul’da buna benzer bir kongre toplamıştır. İstanbul Rum Patrikhanesi tarafından kurulan Mavri Mira Heyeti yine aynı şekilde çeşitli illerde temsilcilikler kurarak propaganda faaliyetleriyle İtilaf devletlerinin işgallerini meşrulaştırmaya çalışmış, dönemin Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Miracılar ile düşünce birliği içerisinde Rumlarla aynı yöntemleri uygulayarak İtilaf devletlerine hizmet etmiştir.

  Bu hareketler sadece Anadolu coğrafyasıyla da sınırlı kalmamıştır. 2 Temmuz 1919’da toplanan ‘Genel Suriye Kongresi’ bağımsız bir Suriye için çalışmalar başlatmıştır. Nitekim bu kongre Mart 1920’de Suriye’nin bağımsızlığını ilan ederek Emir Faysal’ı kral olarak tayin etmiştir. İstanbul’da kurulan ama amacı Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak olan ‘Alyans-İsrailit’ cemiyeti de bahsedilen diğerleri gibi zararlı cemiyetlerdendir.

  İşte böyle bir ortam içerisinde dönemin teslimiyetçi Osmanlı yönetimine karşı, kendi kaderini belirlemek için ortaya çıkan bu yerel direniş grupları ilk iş olarak bölgelerindeki işgal güçlerine karşı silahlı bir şekilde bağımsızlık mücadelesine başlamışlardır. Ancak yerel hareketlerdeki direnme kararlılığı esas olarak bölgelerindeki gözle görülür tehditler olan Yunanlar ve Ermenilere karşı idi. Bu hareketler, Yunanlar ve Ermenilerin arkasındaki asıl güç olan İtilaf devletlerini çoğu zaman fark etmemiş ve hatta Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi mücadele esnasında onları gücendirmemeye özen göstermişlerdir.


[4] Bülent Tanör, Türkiye’de Kongre İktidarları, s.46

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir