ANADOLU’DA DEMOKRASİNİN TOHUMLARI: CENUB-İ GARB-İ KAFKAS DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ

Resmi tarih yazınımızda her ne kadar Milli Mücadelenin 19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla başladığı vurgulansa da, Mondros Mütarekesi ve TBMM’nin açılışına değin, Kongreler Dönemi olarak adlandırılan 17 aylık süre zarfında yerel veya bölgesel çapta direniş hareketlerinin varlığından da söz edilebilir.

Bu hareketlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veren olaylar ve dönemin atmosferi, Milli Mücadelemizin önderi Mustafa Kemal tarafından şu cümlelerle anlatılmıştır:

Düşman devletler Osmanlı Devleti’ne ve ülkesine maddi ve manevi saldırı halinde; yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. … Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde olup bitecekleri bekliyor. Felaketin dehşet ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve hissedebildikleri etkilere göre kurtuluş çaresi olarak gördükleri yollara başvuruyorlar. … Komutanlar ve subaylar, 1.Dünya Savaşı’nın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor, gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumun kenarında beyinleri bir çare, kurtuluş çaresi aramakla meşgul.” 1

  Mustafa Kemal Atatürk, böylesine zorlu bir süreç içerisinde Türk halkının içinde bulunduğu bu durumu ve bu duruma karşı nasıl tepki verdiğini ise şu cümlelerle gözler önüne sermiştir:

Burada pek önemli olan bir noktayı da belirmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, Padişah ve Halife’nin hainliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırlardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla, kendinden önce yüce halifeliğin ve saltanatın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden de yoksun… Bu inançla bağdaşmayan bir düşünce ve görüş ileri sürenlerin vay haline! Hemen dinsiz, vatansız, hain, istenmeyen olur.” 2

  Bütün bu zorlu koşullar altında bile ya da Mustafa Kemal’in deyimiyle “Durumun dehşet ve korkunçluğu karşısında” da, Türk halkının kurtuluşunun yolları düşünülmeye başlandı ve bu düşünceler ile yapılan çalışmalar birtakım örgütleri doğurdu. Bu hareketler, bölgesel veya yerel çapta gerçekleşmesine rağmen uzun vadede ‘Türkiye’de nasıl bir devlet olmalı?’ sorusuna ilişkin getirdikleri önerilerle aslında sanıldığı kadar da yerel nitelikli olmadıklarını göstermişlerdir.

  Ancak bu yerel hareketler her ne kadar bir kurtuluş mücadelesi vermek için toplansa da, bu hareketlerin bağımsızlığa karşı geliştirmiş olduğu tezler Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bağımsızlık için geliştirmiş olduğu tezlerden çok daha geri konumdadır. Mustafa Kemal Atatürk bu duruma ilişkin şu değerlendirmeleri yapmaktadır:

Diğer önemli bir noktayı da belirtmek gerekir. Kurtuluş çaresi ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti’nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilaf Kuvvetleri karşısında, tekrar onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu anlayışta olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin denilen insanlar böyle düşünüyordu.” 3


[1] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s.29

[2] Age. s.29

[3] Age. s.30

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir